YENİ BİR YAŞAM...
Çoğu insan bir Sancho Panza'dır, efendisi Don Kişot'un ona bir ada bağışlamasını bekleyen, kimi ise kendi adasını kendi yaratır. Kiminin de ada(lar)dan haberi bile yoktur.
Yaratılan adaların da nitelikleri farklıdır; kimi "yokülke"ler yaratır kendine
Huxley gibi, More, Bacon, Campenalla gibi. Kimi de aklı Huxley'in adasında kalsa bile, birilerine rağmen ve birileriyle etkileşerek içinde yaşayacağı ve sürekli geliştireceği bir ada yaratır.
Çoğu insan "
Ada Cafe" adının Bozcaada'dan geldiğini düşünür; Bozcaada'yı seven birinin işletme adı olarak "Ada"yı seçmesi beklenir. Oysa bu "Ada" başka bir Ada"dır.
Hani neredeyse Huxley'in "Ada"sı...
İstanbul'da ben ithalat evrakı, Semra banka evrakı içinde boğulmuşken, hiç hoşlanmadığımız ilişkileri sürdürme mecburiyetinden yılmışken, sabah 07.30 - akşam 20.30 sarmalında yokolmuşklen,..., bir de baktık ki yaşam avuçlarımızdaki kum taneleri gibi akıp gidiyor ve biz rüzgarda savrulan işi artık bitmiş bir kuru yaprak gibi rüzgarın istediği yerlere doğru amaçsızca sürükleniyoruz.
Aslında iyi para kazanıyorduk. Ama boktan bir filme bile gidemiyorduk.
Türkiye'nin en iyi semtlerinden birinde oturuyorduk. İki adım ötedeki güzelim dükkanlardan alışveriş edesimiz bile yoktu.
Ayrıca biz Semra ile niye bir aradaydık ki ! İş arkadaşlarımızla daha çok vakit geçiriyor, posalarımız birbirimize kalıyordu.
Lisedeyken projelendirdiğim "Ada" denizi yarıp yüzeye çıkmak istiyordu artık. Semra'dan gelen cılız "Bozcaada olmasın bari" tepkileri de aşılarak işlerden istifa edildi: Ada kel, kuru, dımdızlak ortaya çıktı.
Birlikte "Ada"ya baktık: " Sevgi; iki kişinin karşılıklı oturup gözlerinin içine bakması değil, elele verip gözlerini uzaktaki aynı noktaya dikmeleridir."
Yeterli paramız, evimiz, ticari tecrübelerimiz, Bozcaada'da gelişmiş sosyal ilişkilerimiz, belirledğimiz bir çalışma konumuz yoktu. Yalnızca "Ada" fikri vardı kafamızda.
Ev ararken dükkan bulduk, pansiyonculuk yaparız derken bisiklet kiraladık, hediyelik eşya  sattık, kafe açtık, allahın dağında plaj işletmesi açtık, marka olmuştuk artık, tescil ettirerek "Gelincik" ürünleri üretmeye başladık.
Bütün bu süreç içinde şunu farkettik: Başarısız olmaya hakkımız yoktu...Ada'ya gelenlerin neredeyse tümünün aklında bizim yarattığımız gibi bir yaşam  ve büyük kentten kaçma fikri vardı. Ekonomik krizler ve işsizlik bunu teşvik ettiyse de (hatta asıl sebebin önüne geçtiyse de) Ada'ya bu sebepten gelip yerleşen/işletme açanların sayısı bile bir-ikiyi geçemedi. Kimi dostlarımızın her yaz gelip bizi gördüklerinde hala Ada'da bulunmamızdan, beceremeyip kaçıp geri dönmememizden dolayı sanki rakip takıma gol atmış bir futbolcu gibi sevindiklerini gözlemledik.
Kaygılı - korkulu ilk bir-iki yıl atlatıldıktan sonra geri dönüş fikri kafadan tamamiyle atılıyor: Ada Cafe'nin
10.Yıl Marşı'nda da söylediğimiz gibi:
" Gemileri yaktık biz,..."
Bu karmakarışık sitede buralara kadar gelip bu satırları okuduğunuza göre siz de kendi "Ada"nızı yaratmayı açık veya içten içe istiyorsunuz. Korkmayın. Başaracaksınız. Kaybedeceğiniz tek şey size paradan başka hiçbirşey vermeyen bir yaşam tarzı.
Yenisini gittiğiniz yerde siz biçimlendireceksiniz.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu