DOSTLARDAN  GELENLER
ADAGELİNCİK
Adagelincik
Bozcaada  Habbele
SWiSH Movie - as1.swi - www.swishzone.com
ADA ŞİİRLERİ
BOZCAADA ŞİİRLERİ
.
GeriDön
---------------
BENİM BOZCAADA'M
.........
Seneler önce "Benim Bozcaada'ma" Yakar Kaptan'ın motoruyla ulaşırdık. Eğer arabanızı geçirmek isterseniz, motora yanlamasına uzatılan kalasların üstüne çıkartmak zorundaydınız; büyük maharet gerektirirdi...
Her seferinde en çok iki araba...
O zamanlar Ada'da Kaymakam Kutlu Aktaş'ın arabası ile itfaiye kamyonu dahil en çok 20 araba vardı ve bütün yollar topraktı. Araba ile sadece belli kumsallara gidebilirdiniz; gerisi bakirdi.
Yemyeşil bağların arasındaki tozlu yollarda bisiklet ile seyahat etmenin zevkini size anlatamam. Ama o zamanlar 4-5 kmlik yolda, hiç kimseye rastlamadan gidebilirdiniz. Kumsalda ise (örneğin Ayazma'da), in cin top oynardı... Bir siz, bir de yalnızlığınız...Ayazma'da yol ancak tepedeki manastır ve çeşmenin olduğu ağaçların altına kadar gelirdi. Ondan sonrasını dar ve dik bir patikadan yürüyerek inmek zorundaydınız.
Sulubahçe biraz daha şanslı idi. Eğer Papazinbahçesi'nden sonra gelen çamlıktan sağa saparsanız, dar yoldan sahile kadar inebilirdiniz... Çayır ve Ova'daki bazı kumsallara, Habbeli'ye, Polanti Feneri'ne veya Ayana'ya karadan gitmek ise neredeyse imkansızdı; denizden tekne ile gitmek zorundaydınız.
Yakar'ın motor Ada'ya yaklaştığında ilk gördüğünüz, heybetli kale ve iki tepede yer alan ve bana Don Kiote'nin saldırdıklarını hatırlatan yel değirmenleri olurdu. Değirmenlerin yelkenleri (kanatları ) açık olduğunda dönerken çıkardığı sesi hala kulaklarımda duyar gibiyim...
Limanın sol tarafında yer alan, tuğladan yapılmış Madam Melpo'nun evini unutmamak lazım. Madam Melpo, senfoni orkestrasında keman çalarmış ve bir rivayete göre, gençliğinde Ada'dan Odun İskelesi'ne yüzerek geçermiş. Yıllar sonra, Cihangir'deki evinde kendisine bunu sorduğumda, inkar etmedi; nedendir bilinmez, sadece hafif bir gülümseme ile geçiştirdi.
Ve nedense hep yağmurlu bir mayıs sabahında Ada'ya gelişimi hatırlarım. Motorun sesini duyan herkes iskeleye gelirdi. Herkes dediğime de bakmayın, en fazla 20-25 kişi olurdu ve bunların yarısı rum. Motordan çıkarken herkesle selamlaşır ve bomboş meydana doğru yürürdük. O zamanlar daha yeni iskele yapılmamıştı; bir tek şimdi kullanılan yeni iskelenin sağında kalan küçük iskele vardı. Rum Mahallesi'ndeki arnavut kaldırımı daracık sokaklardan evimize çıkılırdı. Sokakta yürürken, her evin kapısının önüne oturmuş konuşan, örgü ören, dikiş diken rum kadınlarını görürdünüz. "Kalimera"larla eve kadar sürerdi yolculuk.
Ada'ya varınca yapılması gereken en önemli iş; odunla (bağ çubuğu ile) çalışan iki adet fırından birinden ekmek almaktı. Fırıncı Haralambus saat 9.00'da ekmekleri çıkartmaya başlardı ve saat 11.30 gibi biterdi... Eğer sıranız yetişirse, o günkü ekmeğinizi alabilirdiniz. Sıcacık, hafif odun kokan, kepekli undan yapılmış, kahverengi oval ekmeği kucağınıza alıp, bir sonraki sorunu halletmek üzere eve koşardınız. Sonraki sorun; kilisenin üst köşesindeki çeşmeden suyun akmasının beklenmesiydi...O gün su ve ekmek işini  hallettiysen ne mutlu!  Akşam yemeği için balık da almak gerekir... Biraz roka, marul, domates taze soğan ve keçi peyniri... Yanında Talay/Ayla/Rağbet/Ataol... kırmızı şarap.
Taze şarabın bardağa dökülüşü ve kokusu.
Komşumuz Katerine kıyak yapıp bir de ahtapot salatası getirdi mi....Gel gör sen bendeki keyfi. Akşam terasta sofra kurup, Anadolu'ya karşı inadına kadehimi kaldırırdım.3000 yıl önce helenlerin troyalılara yaptığı gibi.
Saat 18.00 gibi jeneratör çalışır ve şehre elektrik verilirdi. Gece saat 12.00'de de kapatılırdı. İşte o zaman gökyüzünde kıyametler kopardı.
İkinci şişeden sonra : hanginiz bilir benim kadar, gezegenlerin, takımyıldızların yerini? Ya da hanginiz gösterebilir samanyolunu kapkaranlık gecenin içinde?
Ertesi sabah, saat 07.00'de bağlara giden komşularımızın arnavut kaldırımı yollardaki taşların üstünde yankılanan eşeklerinin nal sesleriyle uyanırdık.
Hanginiz bilir, o nal seslerinin senfoni orkestralarına taş çıkartan müziğini?
Hanginiz bilir, Ada'nın çavuşüzümünün
dolaptan çıktıktan sonra üzerinde oluşan buğunun güzelliğini?
Ya da tek tek kabukları soyulup, firkete ile çekirdekleri çıkartılan çavuş üzümü tanelerinden yapılan reçelin tadını; hanginiz bilir?
Ya domates reçelini?
Bazı komşularımızın evde yaptığı şarabın tadını?
Zeytinyağlı börülceyi, incecik sarılan dolmayı?
Zıpkınla avlanan yılan balığının köftesini, orfoz filetoyu?
Ova'nın ıssız kumsallarını.....
..........
Muhip Seyda IŞIKTAÇ